Peygamberimizin amcası:
ABBÂS BİN ABDÜLMUTTALİB
Resûlullah efendimiz, İslâmiyeti anlatmaya
başlayınca, Hz. Abbâs muhâlefet etmeyip,
akrabâlık şefkatinden dolayı, Peygamber
efendimize yardımda bulundu ve destek oldu.
Biz Onu koruduk
Müslüman olmadığı hâlde, Akabe bî’atında
Peygamber efendimizin yanında bulunup, orada
te’sîrli konuşmalar yaptı. Bî’at etmek için
gelen Medîneli Müslümanlara şöyle hitâb etti:
- Ey Medîneliler! Bu, kardeşimin oğludur.
İnsanların içinde en çok sevdiğim Odur. Eğer,
Onu tasdîk edip, Allahtan getirdiklerine
inanıyor ve beraberinizde alıp götürmek
istiyorsanız, beni tatmîn edecek sağlam bir söz
vermeniz lâzımdır.
Bildiğiniz gibi, Muhammed aleyhisselâm
bizdendir. Biz, Onu, Ona inanmıyan kimselerden
koruduk. O, bizim aramızda izzet ve şerefiyle
korunmuş olarak yaşamaktadır. Bütün bunlara
rağmen, herkesten yüz çevirmiş ve sizinle
beraber gitmeye karar vermiş bulunmaktadır.
Eğer siz, bütün Arap kabîlelerinin birleşip,
üzerinize hücûm ettiğinde, onlara karşı koyacak
kadar savaş gücüne sahipseniz, bu işe karar
veriniz! Bu husûsu aranızda iyice görüşüp
konuşunuz. Sonradan ayrılığa düşmeyiniz!
Verdiğiniz sözde durup, Onu düşmanlarından
koruyabilecek misiniz?
Bunu lâyıkıyla yapabilirseniz ne âlâ. Yok,
Mekke’den çıktıktan sonra Onu yalnız
bırakacaksanız, şimdiden bu işten vazgeçiniz ki,
yurdunda şerefiyle korunmuş hâlde yaşasın!
Buna karşılık Medîneli Müslümanlar, “Biz,
Resûlullahı malımız ve canımız pahasına
koruyacağız. Biz, bu sözümüzde sâdıkız” dediler
ve Resûlullah efendimize bî’at ettiler. Sonra Hz.
Abbâs şöyle duâ etti:
- Allahım! Sen onların, yeğenim hakkında
verdikleri sözü, Onu korumak için ettikleri
yemîni işiten ve görensin. Kardeşimin oğlunu
sana emânet ediyorum yâ Rabbî!
Peygamber efendimizin amcası olan Hz. Abbâs çok
zengin olup, çok cömert idi. İkrâm ve ihsânları
çok meşhûr idi. Fakîr, fukarâyı sevindirmeyi çok
severdi. Özellikle köle satın alıp, azâd
etmekten çok memnun olurdu. Yetmiş kadar köle
azâd etmiştir.
Yakın akrabâyı ziyâret etmeye, onların haklarına
riâyete çok dikkat ederdi. Peygamber efendimiz,
kendisini çok severdi. Bir defasında buyurdu ki:
- Allahım, Abbâs’ı ve oğullarını
magfiret eyle ve bağışla! Öyle ki, hiç günâhları
kalmasın! Yâ Rabbî, onu ve oğullarını meydana
gelecek âfet ve belâlardan koru!
Akrabâlık hakkı
Peygamber efendimiz birgün, Hz. Abbâs’a sordu:
- Sana bir ihsânda bulunayım mı? Sana,
akrabâlık hakkını ödeyip faydalı olayım mı?
- Evet yâ Resûlallah!
- Sana bir şey öğreteyim ki, onu
yaptığın zaman, eski- yeni, önceki-sonraki,
gizli-açık, hatâen veya kasten işlediğin bütün
günâhları Allahü teâlâ affeder.
- Yâ Resûlallah öğreteceğin bu şey nedir?
- Dört rek’atli namaz kıl! Her rek’atte,
sübhânekeden sonra on defa, (Sübhânallahi
velhamdülillâhi velâ ilâhe illâllahü vallahü
ekber) dersin. Fâtiha’dan sonra bir zammı sûre
okuyup ayakta iken onbeş defa tekrar, (Sübhânallahi
velhamdülillâhi velâ ilâhe illâllahü vallahü
ekber) dersin!
Rükü’a eğilince bunu on defa söylersin! Rükü’dan
kalktığında ayakta olduğun hâlde, bunu on defa
söylersin! Sonra secdeye varır, orada on defa
söylersin! Secdeden kalkıp oturduğunda on defa
söylersin! Tekrar secdeye vardığında on defa
söylersin!
Sonra ikinci rek’ata kalkarsın! Birinci
rek’attaki gibi dört rek’atı da kılarsın! Bu her
rek’atta yetmişbeş, dört rek’atta üçyüz eder.
Artık senin günâhların Alic’in (yürümekle dört
gecede katedilen kumluk bir yer) kumlarının
sayısı kadar da olsa, Allahü teâlâ seni
bağışlar. Bunu hergün bir defa kılmaya gücün
yeterse kıl!
- Yâ Resûlallah, bunu hergün yapmaya kimin gücü
yeter?
- Hergün kılmaya gücün yetmezse, her
Cum’a bir defa kıl! Her Cum’a kılamazsan, ayda
bir defa kıl! Ayda bir defa kılamazsan senede
bir defa kıl! Senede bir defa kılamazsan ömründe
bir defa olsun kıl!
Kazâ borcu olanlar
Kazâ borcu olan, nâfile namaz yerine kazâ
namazlarını kılarak, önce borcunu ödemelidir!
Çünkü kazâ borcu olanların nâfilelerine sevâb
verilmez.
Hz. Abbâs, Kureyş’in ileri gelenlerinden ve
reislerinden idi. Mescid-i Harâmın tâmirâtı ve
gelen hacılara su dağıtmak (sikâye) hizmetini
yürütürdü. Müslüman olduktan sonra da bu
vazîfeyi devam ettirdi. Hz. Abbâs ve kardeşleri,
hac mevsiminde zemzem kuyusu önünde dururlar,
isteyenlere, kuyudan su çekip verirlerdi.
Hz. Abbâs, Peygamber efendimizin en çok sevdiği
amcalarındandır. Abdülmuttalib’in en küçük
oğludur. Peygamber efendimizden üç yaş büyüktür.
Kurtuluş akçesi
Bedir savaşında daha Müslüman olmamıştı.
Müşriklerin zoruyla savaşa sokuldu. Savaş
sonunda, esîr edilip Medîne’ye götürüldü.
Peygamber efendimiz kendisine buyurdu ki:
- Ey Abbâs, kendin, kardeşinin oğlu
Ukayl bin Ebû Tâlib ve Nevfel bin Hâris için
kurtuluş akçesi öde! Çünkü sen zenginsin.
- Yâ Resûlallah, ben Müslümanım. Kureyşliler
beni zorla Bedir’e getirdiler.
- Senin Müslümanlığını Allahü teâlâ
bilir. Doğru söylüyorsan Allah sana elbette onun
ecrini verir. Fakat senin hâlin, görünüş
i’tibâriyle, aleyhimizedir. Bunun için sen
kurtuluş akçesi ödemelisin!
- Yâ Resûlallah, yanımda 800 dirhemden başka
param yoktur.
- Yâ Abbâs, o altınları niçin
söylemiyorsun?
- Hangi altınları?
- Hani sen Mekke’den çıkacağın gün,
hanımın Hâris’in kızı Ümmül Fadl’a verdiğin
altınlar. Onları verirken, yanınızda sizden
başka kimse yoktu. Sen, Ümmül Fadl’a, “Bu
seferde başıma ne geleceğini bilmiyorum. Eğer
bir felâkete duçar olup da dönemezsem, şu kadarı
senindir. Şu kadarı Fadl içindir. Şu kadarı
Abdullah içindir. Şu kadarı Ubeydullah içindir.
Şu kadarı da Kusem içindir” dediğin altınlar?
Peygamber efendimiz altınlar hakkında bu kadar
teferruatlı bir şekilde bilgi verince, Hz. Abbâs
çok şaşırdı:
- Allaha yemîn ederim ki, ben bu altınları
hanımıma verirken yanımızda kimse yoktu. Bunları
sen nereden biliyorsun?
- Allahü teâlâ haber verdi.
- Senin, Allahü teâlânın Resûlü olduğuna şimdi
gerçekten inandım. Doğru söylediğine şehâdet
ederim.
Hemen Kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu.
Hz. Abbâs Müslüman olunca, Resûlullah onu
Mekke’de görevlendirdi. Müslüman olduğunu
kimseye söylemedi. Mekke’de olup bitenleri,
gizlice Peygamber efendimize bildirirdi. Bir
zaman sonra Peygamber efendimizin hasretine
dayanamayıp, Medîne’ye gelmek istediğini
mektupla bildirdiğinde, Peygamber efendimiz
buyurdu ki:
- Senin bulunduğun yerdeki cihâdın daha
güzel ve faydalıdır.
Muhâcirlerin sonuncusu
Hz. Abbâs, Mekke’nin fethine dâir yapılan
hazırlıkların son safhada olduğunu haber alınca,
artık Mekke’de kalmayı lüzûmlu bulmayıp,
fetihten az bir zaman önce Medîne’ye hicret için
yola çıktı. Zü’l-huleyfe’de Resûlullaha kavuştu.
Âilesini Medîne’ye gönderip, kendisi Mekke’nin
fethinde, Peygamber efendimizin yanında bulundu.
Peygamber efendimiz ona buyurdular ki:
- Ey Abbâs! Ben, Peygamberlerin
sonuncusu olduğum gibi, sen de muhâcirlerin
sonuncususun.
Hz. Ebû Süfyân, Mekke’nin fethi sırasında
Müslüman oldu. Kendisiyle Hz. Abbâs ilgilendi.
Ebû Süfyân, Müslümanların bir sabah vakti namaz
için coşkun hazırlıklarını görünce dedi ki:
- Ey Abbâs! Müslümanlara yeni bir şey mi
emredildi?
- Hayır, onlar namaza hazırlanıyorlar.
Daha sonra Ebû Süfyân’a abdest aldırıp,
Resûlullaha götürdü. Resûl aleyhisselâm namaz
için cemâ’atin önüne geçip tekbîr aldı. Cemâ’at
da büyük bir vecd içinde Ona uydu. Onların rükü
ve secdedeki hâllerini gören Ebû Süfyân dedi ki:
- Ey Abbâs! Böyle itâati ne İran saraylarında,
ne Rum diyârlarında gördüm. Doğrusu, yeğenin
büyük bir hükümdâr olmuş.
Bunun üzerine Hz. Abbâs dedi ki:
- Ey Ebû Süfyân! Bu iş saltanat değil,
nübüvvettir.
Hz. Abbâs, Resûlullahın yakını olması sebebiyle,
Eshâb-ı kirâm arasında ayrı bir yeri vardı. Sözü
dinlenirdi.
Peygamber efendimiz vefât edince, Eshâb-ı
kirâmın aklı başından gitti. Mescidde ağlaşmaya
başladılar. Hiç kimsenin inanası gelmiyordu.
Hele Hz. Ömer, tamamen kendinden geçmiş bir
hâlde idi. Peygamber efendimizin mübârek yüzüne
bakıp, “Resûlullah bayılmış, fakat baygınlığı
çok ağır” diyordu. Ölüm sözünü ağzına almadığı
gibi, kimsenin de söylemesini istemiyordu.
Dışarı çıkıp dedi ki:
- Kim, “Resûlullah öldü” derse, kılıcımla
boynunu vururum!
Duyan var mı?
Hz. Ebû Bekir ile Hz. Abbâs’ın Eshâb-ı kirâm
arasında bir ağırlığı vardı. Eshâb-ı kirâmı
ancak bunlar teskîn edebilirdi. Bunun için
beraber mescide gittiler. Hz. Abbâs buyurdu ki:
- Ey insanlar! Resûlullahın, “Ben vefât
etmiyeceğim” dediğini içinizde duyan var mı?
- Hayır böyle bir söz duymadık.
Sonra Hz. Ömer’e dönüp sordu:
- Yâ Ömer, bu husûsta sen birşey duydun mu?
- Hayır duymadım.
Sonra Eshâb-ı kirâma dönüp buyurdu ki:
- Hiç kimse Resûlullahın vefât etmiyeceğini
söyleyemez. Cenâb-ı Hakka yemîn ederim ki,
Resûlullah ölümü tatmış bulunmaktadır. Allahü
teâlâ Kur’ân-ı kerîmde, “Muhakkak, sen
de öleceksin, onlar da ölecektir”
buyurmaktadır. Resûlullah efendimiz, İslâmiyetin
bütün hükümlerini tamamladıktan sonra aramızdan
ayrıldı. Artık kendimize gelip, defin işlerini
tamamlayalım.
Sonra, Hz. Ebû Bekir de buna benzer konuşmalar
yaptı. Böylece Eshâb-ı kirâmın aklı başlarına
geldi.
Hayber gazâsından sonra, Haccâc bin İlât
hazretleri, Peygamber efendimizin huzûruna gelip
dedi ki:
- Yâ Resûlallah, benim Mekke’de çoluk çocuğum,
mallarım var. Bunları buraya getirmek istiyorum.
Fakat, benim Müslüman olduğumu öğrenirlerse,
bunları vermezler. Mekke’ye gittiğimde, sizin
hakkınızda uygun olmayan sözler söylesem uygun
olur mu?
Bunun üzerine Peygamber efendimiz izin verdi.
Zafere ulaştı
Bu izin üzerine Mekke’ye gelip, Peygamber
efendimizin esîr alındığını, öldürülmesi için
Mekke’ye getirileceğini söyledi.
Bu habere müşrikler çok sevindi. Hz. Abbâs ise,
haberi alır almaz, üzüntüsünden bayıldı.
Kendinden geçmiş bir hâlde evine götürdüler. Bir
müddet sonra kendine geldiğinde, işin aslını
öğrenmek için, kimsenin bulunmadığı bir zamanda,
Haccâc’ı evine çağırdı. Hz. Abbâs’ın perişan
hâlini gören Haccâc dedi ki:
- Yâ Abbâs sana müjde! Resûlullah, Hayber’de
zafere ulaştı. Ben mallarımı kurtarmak için
Resûlullahtan izin alarak böyle söyledim.
Buradan ayrıldıktan üç gün sonra, yaptığım
hîleyi onlara söyleyebilirsin.
Hz. Abbâs, Mekke’nin fethinden sonra yapılan
Huneyn gazâsında da, Peygamber efendimizin
yanından ayrılmadı. İslâm ordusu, sabah gün
ışımadan çukur ve geniş bir vâdiden aşağı
iniyordu. Düşman ordusu, önceden oraya geldiği
için, vâdinin her iki yanında gizlenip pusu
kurmuştu.
Resûlullahın yanından ayrılmadı
Müslümanlar tam oraya geldiklerinde, düşman
etraftan saldırmaya başladı. Müslümanlar ne
olduklarını anlayamadılar. Bir an karışıklık
oldu. Hz. Abbâs, Hz. Ebû Bekir ve birkaç
kahraman, ölümü göze alıp, Resûlullahla birlikte
bir adım gerilemediler.
Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Yâ Abbâs! Sen onlara; “Ey Medîneliler!
Ey Semüre ağacının altında bî’at eden
sahâbîler!” diye seslen!
Hz. Abbâs, iri yapılı ve heybetli idi. Bağırdığı
zaman sesi çok uzaklardan duyulduğu için, bütün
gücüyle bağırdı:
- Ey Medîneliler! Ey Semüre ağacının altında
Peygamberimize söz veren Eshâb! Buraya
toplanınız! Dağılmayınız!
Bunu işiten Eshâb-ı kirâm geri dönmek istediler.
Fakat binek hayvanları öyle ürkmüşlerdi ki,
ba’zıları hayvanlarını geri döndüremediler.
Binek hayvanlarından kendilerini atmak
mecbûriyetinde kaldılar. Müslümanlar
toparlandılar ve şiddetli bir muhârebeden sonra
düşman yenik düştü. Askerlerinin çoğu öldürüldü.
Bir kısmı da esîr alındı.
Hz. Abbâs bin Abdülmuttalib, çok yiğit idi. Hz.
Câbir anlatır:
“Resûlullah efendimiz Tâif’e gittiğinde, oradaki
halka, elçi olarak Hanzala bin Rebî’i
göndermişti. Hanzala Tâiflilerle görüşürken,
kendisini yakalayıp kaleye hapsetmek istediler.
Bunu gören Resûl aleyhisselâm buyurdu ki:
- Kim bunların elinden Hanzala’yı kurtarır? Bu
işi başarana bütün gâzilerin sevâbı
verilecektir.
Hz. Abbâs bin Abdülmuttalib yerinden fırlayıp,
yıldırım gibi koştu. Hanzala’yı kaleye sokmak
üzere olan Tâiflilere yetişerek, ellerinden
aldı. Kaleden Hz. Abbâs’a taş atıyorlardı. Bu
sırada Resûlullah efendimiz de, Hz. Abbâs’a duâ
ediyordu. Hz. Abbâs yaralanmadan Hanzala’yı
Resûlullaha getirdi.”
Fâizini kaldırdı
632 senesinde Resûlullah efendimiz Eshâbıyla
vedâ haccına gittiler. Peygamber efendimiz, vedâ
hutbelerinde, sevgili amcasından da
bahsettiler... Fâizin yasak olduğunu, ilk
kaldırdığı fâizin, amcası Hz. Abbâs’ın fâizi
olduğunu bildirdiler.
Peygamber efendimizin vefâtından sonra mübârek
cenâzelerini yıkamak üzere; Hz. Ali, Hz. Abbâs
ve oğulları Fadl ve Kusem, Üsâme bin Zeyd ve
Sâlih odaya girip kapıyı kapadılar. Peygamber
efendimizi, gömleği üzerinde olduğu hâlde
yıkamaya başladılar.
Hz. Abbâs ve oğulları su döküp, Peygamber
efendimizi sağa, sola döndürdüler. Hz. Ali de
yıkadı. Yıkadıkça, evin içine eşine rastlanmamış
çok güzel bir koku yayıldı. Üç parça kefen ile
kefenledikten sonra, vefât ettiği yere kabr-i
şerîfi kazılıp, lahd şekline getirildi ve
Resûlullah efendimizi, kabr-i şerîfine koydular.
Hz. Ömer, fetihlerden elde edilen ganîmetlerden,
Hz. Abbâs’a hisse ayırırdı. Hz. Ömer, Mescid-i
Nebevînin genişletilmesini istedi. Mescidin
hemen yanında Hz. Abbâs’ın evi vardı. Halîfe bu
evi satın almak istedi. Hz Abbâs ise evini
hediye olarak verdi.
Ayağa kalkarlardı
Hz. Ömer, Medîne’de kuraklık olunca, Hz.
Abbâs’ın duâ etmesini istedi. Hz. Abbâs duâ
edip, duâsı bereketiyle yağmur yağdı ve toprak
yeşerdi. Bundan sonra Hz. Ömer buyurdu ki:
- Abbâs, Allahü teâlâ ile bizim aramızda
vesîledir.
Hz. Abbâs, Peygamber efendimize yakınlığı ve
fazîletlerinin çokluğundan dolayı herkes
tarafından sevilir, sayılır, hürmet edilir bir
zât idi. Herkes kendisine imrenirdi. Dört büyük
halîfe gibi büyük zâtlar, o gelince,
hürmetlerinden ve tevâzularından ayağa
kalkarlardı.
Çok zengin idi. Medîne’ye yerleştikten sonra
yapılan bütün muhârebelerde ve özellikle,
Bizans’a karşı gerçekleştirilen seferde, İslâm
ordusunun techîzi için çok yardım etti.
Ziyâdesiyle cömert olup, ikrâm ve ihsânları çok
idi. Köleleri satın alıp azâd eder ve böyle
yapmayı çok severdi. Yetmiş köle azâd ettiği
meşhûrdur. Yakın akrabâyı ziyâret etmeye,
onların haklarını yerine getirmeye çok dikkat
eder, muhtaç olanlara yardım ederdi.
Hz. Abbâs bin Abdülmuttalib, ömrünün sonunda
göremez oldu. Hz. Osman’ın şehîd edilmesinden
iki sene evvel, 652 senesinde 88 yaşında
Medîne-i münevverede vefât etti. Cenâze namazını
Hz. Osman kıldırdı. Bakî’ kabristanına
defnedildi.
Kızlarından başka on erkek evlâdı vardı.
Bunların içinde, Abdullah bin Abbâs hazretleri
ilimde çok yüksekti. Kızları içinde Ümmü Gülsüm
ba’zı hadîs-i şerîfler rivâyet etti.
Hz.
Âişe şöyle anlatır:
“Resûlullah efendimiz Eshâb-ı kirâmı ile
oturuyordu. Yanında Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer
vardı. O esnâda Hz. Abbâs içeri girdi. Hz. Ebû
Bekir ona yer verdi. Hz. Abbâs, Resûlullahla Ebû
Bekir arasına oturdu. Resûl aleyhisselâm bu
hareketinden dolayı Hz. Ebû Bekir’e buyurdu ki:
- Büyüklerin kıymetini büyükler bilir.”
Ben Abbâs'danım
Peygamber efendimiz Hz. Abbâs hakkında yine
buyurdular ki:
(Bu Abdülmuttalib oğlu Abbâs’dır.
Kureyşte en cömert ve akrabâlık bağlarına en
saygılı olandır.)
(Abbâs, bendendir. Ben Abbâs’danım.)
(Abbâs, amcamdır. Beni korumuştur. Ona ezâ eden,
bana ezâ etmiş olur.)
(Abbâsoğullarından melikler olacak, ümmetimin
başına geçecekler. Allahü teâlâ dîni onlarla
azîz ve hâkim kılacak.)
Hz. Abbâs bin Abdülmuttalib, ekseriyâ şöyle
derdi:
- Kendisine iyilik yaptığım hiç kimsenin
kötülüğünü görmedim. Kendisine kötülük yaptığım
hiç kimsenin de iyiliğini görmedim. Onun için,
herkese iyilik ve ihsânda bulunun! Çünkü bunlar,
sizi kötülüğün zararlarından korur.
İbni Şihâb’dan bildirildiğine göre; Hz. Ebû
Bekir ve Hz. Ömer’in hilâfetleri sırasında,
kendileri bir binek üzerinde iken Hz. Abbâs’a
rastlarlarsa, bineklerinden inerler, onunla
beraber gideceği yere kadar yürürler, sonra
dönerlerdi.

